Imperial College London’daki araştırmacıların, mikrobiyomun bu konudaki rolünü belirlemek için yaptığı bir çalışmada, kilo almaları için farelere yüksek yağlı bir diyet uygulanmış, farelerde kilo kaybını teşvik etmek amacıyla başka bir diyete geçiş yaptığında, farelerin bağırsak mikroorganizmalarının, yüksek yağlı diyet sırasında kazanılan özellikleri koruduğunu gözlemlemişlerdir. Farelerin diyetleri değişse bile, mikroorganizmalarının hala yüksek yağlı bir diyet için optimize edilmiş olması yanlış beslenme şekilleriyle bağırsak mikrobiyom profilinde kilo almaya eğilimli, obez bir hafıza oluşturulduğunu göstermiştir. Bu hafızanın da bugün obezitesi olan bireylerin verdikleri kiloların sürdürülebilir olmamasıyla ilişkilendirilebilmektedir. Bu noktada mikrobiyomu öğrenmek, vücut ağırlığının, vücudun karmaşık çalışma sistemi içinde, nasıl ve ne derecede uyum sağladığını anlamaya yardımcı olabilir. Mikrobiyomdaki denge ve çeşitlilik obezitenin önlenmesinde ve tedavisinde bizlere kalıcı bir şekilde yardımcı olacak yenilikleri getirmektedir. Güncel çalışmalarda bağırsak mikrobiyomu üzerinde yapılan değişiklikler ile iştah baskılanması, kilo kaybı, besin seçiminde değişiklikler yaratmak mümkün olmaktadır. Besin seçimindeki kişisel yaklaşımlarla oluşturulan diyetler, prebiyotik ve probiyotik takviyeler mikrobiyom manipülasyonu ile obezite tedavisine destek olabilir niteliktedir.
Obezite Ve Mikrobiyom
Obezitenin en geniş tanımı vücuttaki yağ dokusunun aşırı miktarda artışıdır. Bu artışın sebeplerine ve sonuçlarına bakıldığında obezitenin multifaktöriyel kronik bir hastalık olduğu görülmektedir. 2003’ten 2012’ye dünya nüfusunda obezite %42 oranında artış göstermiştir. 2016 yılında dünya nüfusunun %13’ü obezken bugün Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2025 için bu oranın %18 olacağını ön görmektedir. Dünya obezite ile savaşırken birçok tedavi yöntemi ortaya çıkmıştır. Diyetler, ilaçlar, cerrahi ve cerrahi olmayan yöntemler bugün obezite tedavisinde kullanılmaktadır. Obezitenin en etkili tedavi yöntemi beslenme ve yaşam tarzı değişikliği iken morbid obezitenin tedavisinde en etkili yöntem ise cerrahi olmaktadır. Ancak obezite için kalıcı çözüm yolunu ararken obezitenin temelinde yatan sebebi iyi araştırmak ve tedavi yöntemini doğru seçmek gerekir. En sık başvurulan tedavi yöntemi olarak diyetin başarılı olması tam olarak bireye özgü ve sürdürülebilir hale getirilmesine bağlıdır. Her başarısız diyetin bir sonraki diyeti zorlaştırdığı unutulmamalıdır.
Hipokrat; Besinler ilacınız, ilacınız besinler olsun derken diyetin ve beslenmenin insan sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çekmiştir. Peki besinlerin sağlımız üzerindeki etkisi nasıl ortaya çıkmaktadır? Hastalıklardan korunmak için en doğru beslenme şekli ne olmalıdır? Her diyet her bireyde aynı etkiyi gösterecek midir? Tüm bu soruların cevabı için besinlere olan yanıtın ortaya çıktığı temel yere, bağırsaklara inmek gerekir.
Vücudumuzda trilyonlarca mikroorganizmanın yaşadığı bağırsak mikrobiyotası besinlerin işleyişi ile ilişkilidir. Mikrobiyotada bulunan bakteriler ve bakterilerin genomunu oluşturan mikrobiyom daha biz anne karnındayken oluşmaya başlar ve doğumla birlikte şekillenerek, beslenme ve yaşam koşulları ile çeşitlenir. Herkesin kendine özgü olan mikrobiyomu besinlerin vücutta nasıl işlendiği ve sonucunda vücuttaki metabolik fonksiyonları nasıl etkilediğine karar veren temel yönetim mekanizmasıdır. Dolayısıyla her besinin veya diyetin her bireyde aynı etkiyi göstermesini beklememeli, genel beslenme önerileri ile tüm hastalıklara beslenme tedavisi oluşturulmamalıdır. Mikrobiyomda oluşan dengesizlik birçok hastalık gibi obeziteyi de tetiklemekte ve hastalığın seyrini etkilemektedir. Yapılan çalışmalar obezite ve mikrobiyom ilişkisini ortaya koyarken bize 4 farklı yol sunmaktadır. Hepatik lipogenez, metabolik endotoksomi, Fasting Induced Adipozit Faktörü (FIAF)’nün baskılanması, yüksek yağlı diyet mikrobiyom ve obezite ilişkisini açıklamaktadır. Bu yolaklar sonucu yaşanan mikrobiyom dengesizliği vücutta yağ depolanmasıyla birlikte obezite riskini artırmaktadır. Obezlerde filum düzeyinde; Firmicutes oranında artış, Bacteroidetes oranında azalma gözlenirken; zayıf bireylerde, bir yıllık beslenme tedavisi alanlarda veya gastrik bypass olanlarda tam tersi olmaktadır. Kadınlarda beden kitle indeksi (BKI) arttığı zaman Firmicutes/ Bacteroidetes (F/B) oranı erkeklere göre daha da yüksek bulunmaktadır. Bunun daha büyük bir değeri, bireyde daha yüksek obezite duyarlılığı anlamına gelmektedir. Enerji dengesi çalışmaları, Firmicutes’deki % 20’lik bir artışın ve Bacteroidetes’teki % 20’lik bir düşüşün, günde 150 kcal’lik bir ek enerji eldesi ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ek olarak, Akkermansia muciniphila , obezite ile savaşmak için umut veren bir bağırsak kommensal bakterisidir. Fazla kilolu ve obez kişilerle ilgili yapılan çalışmaların çoğu, daha düşük bir çeşitlilik ile karakterize edilen bir disbiyoz sergilemektedir.
Imperial College London’daki araştırmacıların, mikrobiyomun bu konudaki rolünü belirlemek için yaptığı bir çalışmada, kilo almaları için farelere yüksek yağlı bir diyet uygulanmış, farelerde kilo kaybını teşvik etmek amacıyla başka bir diyete geçiş yaptığında, farelerin bağırsak mikroorganizmalarının, yüksek yağlı diyet sırasında kazanılan özellikleri koruduğunu gözlemlemişlerdir. Farelerin diyetleri değişse bile, mikroorganizmalarının hala yüksek yağlı bir diyet için optimize edilmiş olması yanlış beslenme şekilleriyle bağırsak mikrobiyom profilinde kilo almaya eğilimli, obez bir hafıza oluşturulduğunu göstermiştir. Bu hafızanın da bugün obezitesi olan bireylerin verdikleri kiloların sürdürülebilir olmamasıyla ilişkilendirilebilmektedir. Bu noktada mikrobiyomu öğrenmek, vücut ağırlığının, vücudun karmaşık çalışma sistemi içinde, nasıl ve ne derecede uyum sağladığını anlamaya yardımcı olabilir. Mikrobiyomdaki denge ve çeşitlilik obezitenin önlenmesinde ve tedavisinde bizlere kalıcı bir şekilde yardımcı olacak yenilikleri getirmektedir. Güncel çalışmalarda bağırsak mikrobiyomu üzerinde yapılan değişiklikler ile iştah baskılanması, kilo kaybı, besin seçiminde değişiklikler yaratmak mümkün olmaktadır. Besin seçimindeki kişisel yaklaşımlarla oluşturulan diyetler, prebiyotik ve probiyotik takviyeler mikrobiyom manipülasyonu ile obezite tedavisine destek olabilir niteliktedir.


